tarihten.org

Milletler Cemiyeti - Cemiyet-i Akvam

Mehmet Çankal Mehmet Çankal 21.11.2025 0 YORUM 102 OKUNMA
Milletler Cemiyeti - Cemiyet-i Akvam

Milletler Cemiyeti: Kuruluşu, Amaçları, Görevleri ve Türkiye’nin Tutumu  

Kuruluşu ve Amaçları

Kuruluş Süreci

Milletler Cemiyeti’nin kuruluş süreci, I. Dünya Savaşı’nın yıkıcı etkilerinin ardından uluslararası barışın kalıcı hale getirilmesi ihtiyacından doğmuştur. Savaş sırasında milyonlarca insan hayatını kaybetmiş, Avrupa’nın büyük bir kısmı harap olmuş ve ekonomik sistemler çökmüştü. Bu felaketin tekrar yaşanmaması için devletler arasında barışçıl iş birliği yapılmasını sağlayacak uluslararası bir örgütün gerekliliği gündeme gelmiştir.

Bu fikir özellikle ABD Başkanı Woodrow Wilson tarafından desteklenmiş ve Wilson, Ocak 1918’de savaş sonrası dünya düzenini şekillendirmek amacıyla 14 Nokta (Fourteen Points) Bildirgesini yayınlamıştır. Bildirgenin 14. maddesinde "Büyük ve küçük tüm devletlerin siyasi bağımsızlıklarını ve toprak bütünlüklerini güvence altına alacak bir uluslararası örgütün kurulması" önerilmiştir.

Ancak, Milletler Cemiyeti’nin kuruluş süreci çeşitli diplomatik müzakereler ve antlaşmalar gerektirmiştir:

  1. 1919 Paris Barış Konferansı: Milletler Cemiyeti’nin oluşturulmasına yönelik ilk resmi adım atılmıştır.
  2. 28 Haziran 1919 – Versay Antlaşması: Almanya ile imzalanan bu antlaşmanın bir parçası olarak Milletler Cemiyeti’nin kurulması kararlaştırılmıştır.
  3. 10 Ocak 1920: Milletler Cemiyeti resmen kurulmuş ve merkezi Cenevre, İsviçre olarak belirlenmiştir.

Kuruluşun Temel İlkeleri ve Yapısı

Milletler Cemiyeti’nin kuruluşu, belirli temel ilkeler üzerine inşa edilmiştir:

  • Devletlerarası iş birliği ve diyalog: Ülkeler arasındaki anlaşmazlıkların müzakereler yoluyla çözülmesi teşvik edilmiştir.
  • Kolektif güvenlik: Bir üye devlete yapılan saldırı, tüm üye devletlere yapılmış sayılacaktı.
  • Silahsızlanma: Ülkeler arası silahlanma yarışını azaltmayı amaçlayan politikalar geliştirilecekti.
  • Ekonomik ve sosyal iş birliği: Sadece siyasi değil, ekonomik ve sosyal alanlarda da ülkeler arasında dayanışma sağlanacaktı.

Bu ilkeler çerçevesinde Milletler Cemiyeti Paktı oluşturulmuş ve bu pakt, örgütün çalışma mekanizmasını belirlemiştir.

Milletler Cemiyeti’nin Amaçları

Milletler Cemiyeti, barışı koruma ve uluslararası iş birliğini teşvik etme amacıyla kurulmuş olsa da, bunun ötesinde çeşitli misyonları da üstlenmiştir. Cemiyetin amaçları şu şekilde özetlenebilir:

1. Uluslararası Barış ve Güvenliği Sağlamak

Milletler Cemiyeti’nin en temel amacı, devletler arasındaki anlaşmazlıkları diplomasi yoluyla çözmek ve savaşları önlemekti. Bunun için:

  • Ülkeler arasındaki anlaşmazlıkları çözmek üzere tahkim (arabuluculuk) mekanizmaları oluşturulmuştur.
  • Bir devletin saldırgan bir tutum sergilemesi halinde ekonomik yaptırımlar uygulanması öngörülmüştür.
  • Üye devletler, sınır değişiklikleri konusunda savaş yerine Milletler Cemiyeti’ne başvurmayı taahhüt etmişlerdir.

2. Silahsızlanmayı Teşvik Etmek

Örgüt, I. Dünya Savaşı’na yol açan aşırı silahlanma yarışının tekrarlanmaması için ülkelerin silah üretimini ve kullanımını azaltmasını teşvik etmiştir. 1925 Cenevre Protokolü ile kimyasal ve biyolojik silahların yasaklanması gibi adımlar atılmıştır.

3. Devletlerarası Hukukun Üstünlüğünü Sağlamak

Milletler Cemiyeti, devletler arasındaki hukuki anlaşmazlıkları çözmek amacıyla Daimî Uluslararası Adalet Divanını kurmuştur. Devletler, sınır ihlalleri, uluslararası ticaret anlaşmazlıkları ve diplomatik gerilimler gibi konularda bu mahkemeye başvurabiliyordu.

4. Azınlık Haklarını Korumak

I. Dünya Savaşı sonrası birçok ülkede etnik azınlıklar önemli bir sorun haline gelmişti. Milletler Cemiyeti, özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun dağılmasıyla oluşan yeni ulus-devletlerde azınlık haklarını güvence altına almak için çalışmalar yürütmüştür.

5. Ekonomik ve Sosyal İş Birliğini Güçlendirmek

Milletler Cemiyeti, sadece siyasi krizleri değil, küresel ekonomik ve sosyal sorunları da ele almak üzere kurulmuştur. Bu bağlamda:

  • Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) kurularak işçi hakları konusunda uluslararası standartlar belirlenmiştir.
  • Sağlık Örgütü (daha sonra Dünya Sağlık Örgütü’ne dönüşecek olan yapı) aracılığıyla salgın hastalıklarla mücadele edilmiştir.
  • Ekonomik İş Birliği Programları ile ülkeler arasında ticari ve mali ilişkilerin düzenlenmesi hedeflenmiştir.

6. Sömürge Yönetimini Düzenlemek (Manda Yönetimi)

Milletler Cemiyeti, I. Dünya Savaşı sonrası Osmanlı ve Almanya’dan alınan bazı toprakların bağımsız devletler olana kadar gelişmiş ülkeler tarafından yönetilmesini öngören Manda Sistemi’ni kurmuştur. Bu sisteme göre:

  • Osmanlı’dan ayrılan Suriye ve Lübnan Fransız mandasına, Irak, Filistin ve Ürdün ise İngiliz mandasına bırakılmıştır.
  • Almanya’nın eski sömürgeleri, Milletler Cemiyeti gözetiminde İngiltere, Fransa ve Belçika gibi devletlere verilmiştir.

Bu sistem, sömürgeciliğin yeni bir versiyonu olarak eleştirilmiş ve zamanla bağımsızlık hareketlerine yol açmıştır.

Kuruluşun Getirdiği Yenilikler ve Önemi

Milletler Cemiyeti, uluslararası diplomasi tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır çünkü:

  • Devletlerarası savaşları önleme konusunda ilk uluslararası örgüt olarak bir model oluşturmuştur.
  • Birleşmiş Milletler’in temel yapısını şekillendirmiştir. Bugün BM’nin Güvenlik Konseyi, Genel Kurul ve diğer organları büyük ölçüde Milletler Cemiyeti’nden ilham almıştır.
  • Uluslararası hukukun gelişmesine katkı sağlamış, özellikle insan hakları, silahsızlanma ve ekonomik iş birliği gibi konuların diplomasi gündemine girmesini sağlamıştır.

 

Üyeleri ve Organları

Üyeleri

Milletler Cemiyeti, 10 Ocak 1920'de resmen kurulurken, başlangıçta 42 ülke üye olmuştur. Zamanla bu sayı artarak 1934’te 60’a ulaşmıştır. Ancak, cemiyetin üye yapısı zamanla değişmiş, bazı devletler üyelikten ayrılmış veya ihraç edilmiştir.

Kurucu Üyeler

Cemiyetin kurucu üyeleri, I. Dünya Savaşı’nda İtilaf Devletleri (İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya gibi) ve tarafsız kalan bazı ülkelerden oluşuyordu. Almanya ve Osmanlı İmparatorluğu gibi savaşın mağlup tarafında yer alan devletler başlangıçta davet edilmemiştir.

Önemli Ülkelerin Üyelik Süreci

  1. ABD: Kuruluş aşamasında Milletler Cemiyeti’nin en büyük destekçisi olmasına rağmen, ABD Senatosu cemiyete katılmayı reddetmiştir. Bu, örgütün en büyük eksikliklerinden biri olmuştur.
  2. Almanya: Başlangıçta üye olmamış, ancak 1926’da üye olmuştur. Ancak, 1933’te Adolf Hitler’in iktidara gelmesiyle Almanya cemiyetten ayrılmıştır.
  3. Sovyetler Birliği: 1934’te üye olmuş, ancak 1939’da Finlandiya’ya saldırması nedeniyle cemiyetten ihraç edilmiştir.
  4. Japonya: Kurucu üyelerden biri olmasına rağmen, 1933’te Mançurya’yı işgal ettikten sonra cemiyetten ayrılmıştır.
  5. İtalya: Başlangıçta etkili bir üye olmuş, ancak 1937’de Benito Mussolini yönetimindeki İtalya, Etiyopya’yı işgal ettiği için eleştirilince üyelikten çekilmiştir.
  6. Türkiye: 1932’de Milletler Cemiyeti’ne üye olmuş ve 1945’e kadar bu üyeliğini sürdürmüştür.

 

Üyelikten Ayrılmalar ve İhraçlar

Milletler Cemiyeti’nin üyelik süreci istikrarlı olmamış, birçok büyük devlet zamanla örgütten ayrılmış veya çıkarılmıştır. Cemiyetin yaptırım gücünün zayıf olması, devletlerin gerektiğinde üyelikten çekilmesini kolaylaştırmıştır. Özellikle 1930’larda Almanya, Japonya ve İtalya gibi büyük güçlerin ayrılması, örgütün etkisini ciddi şekilde azaltmıştır.


Organları

Milletler Cemiyeti, uluslararası iş birliğini sağlamak ve krizleri yönetmek için çeşitli organlara sahipti. Bu organlar, cemiyetin karar alma mekanizmasını oluşturuyor ve farklı alanlarda görev yapıyordu.

Genel Kurul (Assembly)

Genel Kurul, Milletler Cemiyeti’nin en geniş katılımlı karar alma organıydı. Her üye devlet, Genel Kurul’da eşit oy hakkına sahipti ve burada önemli kararlar alınıyordu.

Görevleri:

  • Yeni üye devletlerin kabul edilmesi,
  • Bütçenin onaylanması,
  • Önemli uluslararası sorunların tartışılması,
  • Organların seçilmesi ve denetlenmesi.

Toplanma Sıklığı:

Genel Kurul yılda bir kez toplanıyordu. Ancak, özel durumlarda olağanüstü toplantılar da düzenlenebiliyordu.

Konsey (Council)

Konsey, Milletler Cemiyeti’nin en güçlü organlarından biriydi. Örgütün ana yürütme organı olarak görev yapıyordu ve kriz anlarında hızlı kararlar almakla yükümlüydü.

Konsey Üyeleri:

Başlangıçta 4 daimi üye (İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya) ve 4 geçici üye (2 yıllık süreyle seçilen ülkeler) olmak üzere toplam 8 üyeden oluşuyordu. Zamanla geçici üye sayısı artırıldı.

Görevleri:

  • Uluslararası krizleri çözmek,
  • Askerî, ekonomik ve diplomatik yaptırımlar önermek,
  • Yeni üyelik başvurularını değerlendirmek,
  • Sömürge yönetimiyle ilgili kararlar almak (Manda Sistemi).

Toplanma Sıklığı:

Konsey, yılda dört kez düzenli olarak toplanıyordu. Ancak, acil durumlarda özel oturumlar da düzenlenebiliyordu.

Sekreterya (Secretariat)

Sekreterya, cemiyetin idari işlerini ve günlük faaliyetlerini yürüten organıydı. Merkezi Cenevre, İsviçre’de bulunuyordu.

Başında bir Genel Sekreter bulunuyordu ve bu kişi, cemiyetin tüm yazışmalarını ve organizasyonlarını yönetiyordu.

Görevleri:

  • Cemiyetin toplantılarını düzenlemek,
  • Kararları üyelere iletmek,
  • Raporlar hazırlamak ve araştırmalar yapmak,
  • Uluslararası iş birliğini destekleyen projeleri yürütmek.
  • Daimî Uluslararası Adalet Divanı (Permanent Court of International Justice)

Uluslararası hukukun uygulanmasını sağlamak amacıyla Lahey’de kurulan bir mahkemeydi. Günümüzdeki Uluslararası Adalet Divanı’nın (ICJ) temelini oluşturmuştur.

Görevleri:

  • Devletler arasındaki hukuki anlaşmazlıkları çözmek,
  • Uluslararası hukuk kurallarını yorumlamak,
  • Çeşitli davalarda bağlayıcı kararlar almak.

Ancak, divanın kararlarının zorlayıcı bir yaptırımı yoktu ve üye devletler, divanın kararlarına uymakta serbestti.

Çeşitli Komiteler ve Ajanslar

Milletler Cemiyeti, ekonomik, sosyal ve insani konularda çalışmak için birçok özel komite ve ajansa sahipti. Bunlardan bazıları:

  • Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO): İşçi haklarını düzenlemek ve çalışma koşullarını iyileştirmek için kurulmuştur.
  • Sağlık Komitesi: Salgın hastalıklarla mücadele etmek için çalışmıştır. Daha sonra Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) temelini oluşturmuştur.
  • Mülteciler Yüksek Komiserliği: I. Dünya Savaşı sonrası mülteci durumuna düşen insanlara yardım sağlamak amacıyla kurulmuştur.
  • Ekonomik ve Mali Komisyon: Küresel ekonomik iş birliğini teşvik etmeye çalışmıştır.
  • Uyuşturucu ve İnsan Ticaretiyle Mücadele Komisyonu: Küresel uyuşturucu kaçakçılığı ve insan ticaretine karşı mücadele etmiştir.
     

Organların Etkinliği ve Zayıflıkları

Milletler Cemiyeti’nin organları kağıt üzerinde güçlü görünse de, uygulamada birçok sorunla karşılaşmıştır:

 Genel Kurul ve Konsey, bağlayıcı kararlar almakta zorlanmıştır. Çünkü kararlar genellikle oybirliğiyle alınmak zorundaydı.

 Büyük devletlerin etkisi fazla olmuştur. Konsey’de daimi üyeler, cemiyetin kararlarını kendi çıkarlarına göre şekillendirmiştir.

 Sekreterya, bürokratik ve yavaş çalışmıştır. Uluslararası krizler karşısında hızlı aksiyon almakta zorlanmıştır.

 Uluslararası Adalet Divanı’nın yaptırım gücü olmamıştır. Devletler, divanın kararlarına uymayı reddedebiliyordu.


Milletler Cemiyeti’nin Başarısızlık Nedenleri

Milletler Cemiyeti, I. Dünya Savaşı sonrası dünya barışını sağlamak amacıyla büyük umutlarla kurulmuş olsa da, bu hedeflerini gerçekleştirmekte başarısız olmuş ve II. Dünya Savaşı’nın çıkmasını engelleyememiştir. Örgütün yetersizliği, bir dizi yapısal ve politik faktörün sonucuydu.

Bu başarısızlığın nedenlerini beş ana başlık altında inceleyebiliriz:

  1. Yapısal ve Kurumsal Zayıflıklar
  2. Büyük Güçlerin Desteğini Alamaması
  3. Askerî Gücün ve Yaptırım Mekanizmasının Olmaması
  4. Uluslararası Krizler Karşısındaki Başarısızlıkları
  5. Ekonomik ve Politik Gelişmelerin Etkisi

Yapısal ve Kurumsal Zayıflıklar

Oybirliği Şartı

Milletler Cemiyeti’nde kararlar oybirliğiyle alınmak zorundaydı. Bu, her üye devletin veto hakkına sahip olması anlamına geliyordu. Önemli bir konuda sadece bir üye devlet karşı çıkarsa karar alınamıyordu.

Örneğin, 1931’de Japonya’nın Mançurya’yı işgali sırasında cemiyet Japonya’ya karşı harekete geçmek istedi, ancak Japonya’nın kendisi Konsey’de veto hakkına sahip olduğu için etkili bir karar alınamadı.

Esnek ve Güçlü Liderlik Eksikliği

Milletler Cemiyeti’nin karar alma mekanizması yavaştı ve bürokratik engellerle doluydu. Genel Kurul ve Konsey’in düzenli toplantıları yılda sadece birkaç kez yapıldığı için, uluslararası krizlere hızlı müdahale edilemiyordu.

Örneğin, 1935’te İtalya’nın Etiyopya’yı işgaline karşı harekete geçmekte gecikildi ve etkin bir yanıt verilemedi.

 

Büyük Güçlerin Desteğini Alamaması

ABD’nin Üye Olmaması

Milletler Cemiyeti fikrini ilk ortaya atan kişi ABD Başkanı Woodrow Wilson olmasına rağmen, ABD Senatosu cemiyete katılmayı reddetti.

  • ABD’nin yokluğu, cemiyetin ekonomik ve askerî gücünü büyük ölçüde zayıflattı.
  • Cemiyet, küresel ölçekte bir denge unsuru olmaktan çıktı.

ABD üye olsaydı, Almanya ve Japonya gibi saldırgan devletler üzerindeki baskı daha güçlü olabilirdi.

Almanya, Japonya ve İtalya’nın Ayrılması

Cemiyet, 1930’larda en büyük üyelerinden bazılarını kaybetti:

  • 1933’te Almanya, Hitler’in iktidara gelmesiyle cemiyetten ayrıldı.
  • 1933’te Japonya, Mançurya’yı işgaline karşı tepki gelince üyelikten çekildi.
  • 1937’de İtalya, Etiyopya’yı işgal ettikten sonra örgütten ayrıldı.

Bu büyük devletlerin ayrılması, cemiyetin zaten zayıf olan uluslararası otoritesini iyice sarstı.

Sovyetler Birliği’nin İhraç Edilmesi

1934’te cemiyete katılan Sovyetler Birliği, 1939’da Finlandiya’ya saldırdığı için cemiyetten ihraç edildi. Ancak, Hitler Almanya’sı ile savaş başlamışken, Sovyetler’in dışlanması uluslararası güç dengesini daha da bozdu.


Askerî Gücün ve Yaptırım Mekanizmasının Olmaması

Cemiyetin Kendi Ordusunun Olmaması

Milletler Cemiyeti’nin kendi askerî gücü yoktu. Bir saldırgan devlete karşı harekete geçmek için üyelerin askerî destek vermesi gerekiyordu, ancak çoğu ülke bunu yapmak istemedi.

Örneğin, 1931’de Japonya’nın Mançurya’yı işgalinde ve 1935’te İtalya’nın Etiyopya’ya saldırısında, cemiyet askerî müdahalede bulunamadı.

Ekonomik Yaptırımların Etkisizliği

Cemiyetin en önemli yaptırım mekanizması ekonomik ambargolar koymaktı. Ancak bu yaptırımlar çoğu zaman etkili olamadı.

  • Japonya ve İtalya’ya yaptırım uygulandığında, bu ülkeler ABD ve Almanya gibi cemiyete üye olmayan devletlerden ticaret yaparak yaptırımları kolayca aşabildi.
  • Üye devletler ise genellikle ekonomik çıkarlarını korumak için yaptırımlara tam olarak uymadı.

Uluslararası Krizler Karşısındaki Başarısızlıkları

Japonya’nın Mançurya’yı İşgali (1931)

  • Japonya, Çin’in Mançurya bölgesini işgal etti.
  • Çin, cemiyetten yardım istedi, ancak Japonya Konsey’de veto hakkına sahip olduğu için karar alınamadı.
  • Sonuç olarak, Japonya 1933’te cemiyetten ayrıldı ve işgal ettiği toprakları elinde tuttu.

Bu olay, Milletler Cemiyeti’nin etkisizliğini gözler önüne serdi.

İtalya’nın Etiyopya’yı İşgali (1935)

  • Benito Mussolini yönetimindeki İtalya, Habeşistan (Etiyopya) Krallığı’na saldırdı.
  • Cemiyet ekonomik yaptırımlar uyguladı ama petrol gibi kritik maddeleri kapsamadığı için etkisiz kaldı.
  • Fransa ve İngiltere, Mussolini’yi kızdırmamak için daha sert önlemler almadı.
  • Sonuç olarak, İtalya Etiyopya’yı tamamen işgal etti ve 1937’de cemiyetten ayrıldı.

İspanya İç Savaşı (1936-1939) ve Cemiyetin Sessizliği

 İspanya’da Cumhuriyetçiler ile General Francisco Franco önderliğindeki milliyetçiler arasında iç savaş başladı.

 Almanya ve İtalya, Franco’yu desteklerken Sovyetler Birliği Cumhuriyetçileri destekledi.

 Cemiyet, savaşın yayılmasını önleyemedi ve müdahale edemedi.

Almanya’nın Yayılmacı Politikaları (1936-1939)

 Hitler, 1936’da Ren bölgesine asker sokarak Versay Antlaşması’nı ihlal etti.

 1938’de Avusturya’yı ilhak etti (Anschluss).

 1939’da Çekoslovakya’yı işgal etti.

 Cemiyet hiçbir somut adım atamadı ve bu, Hitler’in daha fazla yayılmasına olanak sağladı.

 

Ekonomik ve Politik Gelişmelerin Etkisi

1929 Büyük Buhran ve Küresel Etkileri

1929’daki küresel ekonomik kriz, ülkeleri içine kapanmaya zorladı.

 Ülkeler ekonomik krizle uğraşırken, Milletler Cemiyeti’ne daha az önem verdiler.

 Devletler kendi ekonomik çıkarlarını korumak için diplomasi yerine korumacı politikalar ve milliyetçi hamleler yapmaya başladılar.

Faşizmin ve Militarizmin Yükselişi

1930’larda Almanya, İtalya ve Japonya gibi ülkelerde faşist yönetimler yükseldi.

 Bu ülkeler güçlü ordular kurarak saldırgan politikalar izledi.

 Demokratik ülkeler (İngiltere, Fransa) savaştan kaçınmak için "yatıştırma politikası" izledi ve bu da saldırgan devletleri cesaretlendirdi.

 

Türkiye ve Milletler Cemiyeti


Türkiye’nin Milletler Cemiyeti ile ilişkisi, ülkenin uluslararası arenada tanınması, barışçıl dış politika anlayışı ve uluslararası iş birliği arayışı çerçevesinde şekillenmiştir. 1920’de kurulan cemiyete Türkiye başta üye olmamış, ancak 1932’de davet edilerek katılmıştır. Bu süreçte Türkiye’nin tutumu, hem dönemin uluslararası gelişmeleri hem de Türkiye’nin dış politika öncelikleri açısından büyük önem taşımaktadır.

Bu bölümü dört başlık altında ele alacağız:

  • Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne Katılma Süreci
  • Türkiye’nin Cemiyet İçindeki Rolü ve Politikaları
  • Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’nden Beklentileri ve Kazanımları
  • Milletler Cemiyeti’nin Dağılması ve Türkiye’nin Yeni Uluslararası Konumu

Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne Katılma Süreci

Türkiye’nin Başlangıçta Üye Olmamasının Nedenleri

Milletler Cemiyeti, 1920’de kurulduğunda, Osmanlı İmparatorluğu fiilen çökmüş, ancak Türkiye Cumhuriyeti henüz resmen kurulmamıştı. Bu nedenle Türkiye, cemiyetin kurucu üyeleri arasında yer almamıştır.

Ayrıca, cemiyetin kurucu ilkeleri Versay Antlaşması ve diğer I. Dünya Savaşı sonrası anlaşmalarına dayandığı için, Türkiye’nin katılımı başlangıçta zorluklarla karşılaşmıştır:

  • Sevr Antlaşması (1920), Osmanlı’yı tasfiye eden bir antlaşma olarak Türkiye tarafından reddedilmişti. Dolayısıyla, Sevr’i temel alan bir organizasyona katılmak siyasi olarak uygun görülmemiştir.
  • Lozan Antlaşması (1923) ile Türkiye’nin bağımsızlığı kesinleşmeden uluslararası sisteme tam olarak dahil olması mümkün değildi.

Türkiye’nin Uluslararası Tanınırlığı ve 1932’de Üyeliği

Türkiye, Lozan Antlaşması’nın imzalanmasının ardından uluslararası tanınırlığını sağlamlaştırmış ve dış politikada “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini benimseyerek barışçıl bir yol izlemiştir.

Bu dönemde Türkiye'nin üye olması için doğrudan davet alması, cemiyetin Türkiye’ye duyduğu güvenin bir göstergesidir.

  • Cemiyet Genel Sekreteri Joseph Avenol, Türkiye’yi üye olmaya davet etti.
  • 11 Temmuz 1932’de İspanya, Yunanistan ve Fransa, Türkiye'nin üyeliğini resmen önerdi.
  • 18 Temmuz 1932’de Türkiye, Milletler Cemiyeti’ne oybirliğiyle kabul edildi.

Bu süreç, Türkiye’nin uluslararası alanda saygın bir aktör olarak görülmeye başlandığını gösterdi.


Türkiye’nin Cemiyet İçindeki Rolü ve Politikaları

Türkiye, Milletler Cemiyeti’ne üye olduktan sonra, aktif ve yapıcı bir üye olarak hareket etti. Cemiyet içinde barışçıl çözümleri destekleyen bir politika izledi ve bölgesel güvenliği artırmaya yönelik adımlar attı.

Türkiye’nin Cemiyet İçindeki Temel Politikaları

  • Barışçıl Dış Politika: Türkiye, çatışmaların önlenmesi için diplomatik yolları destekledi.
  • Bölgesel Güvenlik İş Birlikleri: Balkan Antantı (1934) ve Sadabat Paktı (1937) gibi bölgesel ittifaklar kurarak, sınırlarını ve çevresini güvence altına aldı.
  • Sömürge Karşıtı Tutum: Türkiye, özellikle İngiltere ve Fransa’nın sömürge yönetimlerine karşı mesafeli bir duruş sergiledi.

Cemiyet İçindeki Önemli Katkıları

  • 1934’te Konsey Üyeliği: Türkiye, 1934 yılında Milletler Cemiyeti Konseyi’ne seçildi. Bu, Türkiye’nin uluslararası sistemde etkili bir aktör olarak görüldüğünü gösterdi.
  • Montreux Boğazlar Sözleşmesi (1936): Türkiye, Boğazlar üzerindeki haklarını tekrar elde etmek için cemiyetin de desteklediği diplomatik girişimlerde bulundu. 1936’da Montreux Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye, boğazların kontrolünü tekrar ele aldı.
  • Ege Adaları Meselesi: Türkiye, cemiyet içinde Yunanistan ile olan sınır meselelerinde barışçıl bir çözüm arayışında oldu.

Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’nden Beklentileri ve Kazanımları

Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne katılmasının ardında dış politika hedefleri ve uluslararası ilişkilerde kazanımlar elde etme isteği bulunuyordu.

Türkiye’nin Beklentileri

  • Uluslararası alanda daha güçlü bir konuma gelmek,
  • Sınırlarını ve toprak bütünlüğünü garanti altına almak,
  • Balkanlar ve Orta Doğu’daki barışçıl girişimlerde etkili olmak,
  • İngiltere ve Fransa gibi büyük güçlerle ilişkilerini geliştirmek.

Türkiye’nin Kazanımları

  1. Uluslararası meşruiyet kazandı: Cemiyete üye olması, Türkiye’nin bağımsızlığının ve egemenliğinin uluslararası sistemde tamamen kabul edilmesini sağladı.
  2. Boğazlar üzerindeki haklarını güçlendirdi: Montreux Sözleşmesi ile Boğazlar üzerindeki kontrolünü elde etti.
  3. Hatay’ın Türkiye’ye katılma sürecini destekledi: Türkiye, cemiyet içindeki diplomatik ağırlığını kullanarak 1939’da Hatay’ı topraklarına kattı.
  4. Balkan ve Orta Doğu politikalarında aktif rol oynadı: Balkan Antantı ve Sadabat Paktı gibi anlaşmalarla bölgesel barış için önemli adımlar attı.

Milletler Cemiyeti’nin Dağılması ve Türkiye’nin Yeni Uluslararası Konumu

II. Dünya Savaşı ve Cemiyetin Çöküşü

1930’ların sonlarında, Almanya, İtalya ve Japonya gibi devletlerin saldırgan politikaları nedeniyle Milletler Cemiyeti etkisini kaybetti. Türkiye ise bu süreçte tarafsızlık politikası izleyerek savaşa katılmadı.

Birleşmiş Milletler ve Türkiye

Milletler Cemiyeti, 1946 yılında resmen dağıtıldı ve yerine Birleşmiş Milletler (BM) kuruldu.

  • Türkiye, BM’nin kurucu üyelerinden biri oldu.
  • II. Dünya Savaşı sonrası Türkiye, Batı Bloku içinde yer alarak 1949’da NATO’ya katılma sürecini başlattı.

Sonuç

Milletler Cemiyeti, idealist bir barış kurumu olarak doğmuş ancak etkinlik gösterememiştir. II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla tamamen etkisiz hale gelmiş ve 1946’da yerine “Birleşmiş Milletler (BM)” kurulmuştur. Türkiye, cemiyete geç katılmış olsa da, üyeliğini uluslararası alanda meşruiyetini artırmak için kullanmıştır. Ancak, cemiyetin başarısızlığı, Türkiye’nin II. Dünya Savaşı öncesinde kendi güvenliğini sağlamak adına daha bağımsız hareket etmesine yol açmıştır.  

Milletler Cemiyeti üyelerini içeren dünya haritası


Genel Kurul’un 1923’teki bir oturumu 

10 Aralık 1920 tarihli Punch dergisinden bir karikatür; ABD’nin Cemiyete katılmamasıyla oluşan boşluğu hicvediyor.

7 Temmuz 1932 Tarihli Vakit Gazetesi 

KAYNAKÇA

  1. SOYSAL, İsmail, Türkiye’nin Siyasal Antlaşmaları (1920-1945 ), Cilt I, Ankara 1989.
  2. ULUSAN, Şayan, “Türkiye’nin Milletler Cemiyetine (Cemiyet-i Akvam) Girişi, Öncesi ve Sonrası”, Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi
  3. KIRDAR, Üner, “Atatürk ve Milletler Cemiyeti”, Milliyet
  4. KIRAN, Abdullah, “Milletler Cemiyeti ve Önlenemeyen Savaş”, Girne American University Journal of Socialand Applied Sciences
  5. ERİM, Nihat, “Milletler Cemiyeti Üzerinde Düşünceler”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi
  6. BCA. (Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi) Belgeleri.

BAĞLANTILAR

https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/cemiyet-i-akvam-milletler-cemiyeti-ve-turkiye/

 

 

Mehmet Çankal
Kaleme Alan Mehmet Çankal

YORUMLAR

Fikirleriniz bizim için değerlidir, bizimle paylaşabilirsiniz...

BU MAKALELERİ BEĞENEBİLİRSİNİZ